[İnceleme] Ōkami

アマテラス

“Uzun zaman önce, Nakatsukuni isimli ülkede Kamiki Köyü diye bir köy varmış. Burası, her birine tanrısallık atfedilmiş güzel kiraz çiçeği ağaçlarıyla süslü huzurlu bir köymüş. Fakat Kamiki Köyü’nde hüzünlü bir gelenek varmış. Eski bir mabedi mesken edinmiş yaratık Yamata no Orochi‘yi yatıştırmak için, her sene festival gecesi genç bir kız kurban verilirmiş. Dağ gibi bir vücuda bağlı kütük kadar kalın sekiz boyun ve sadece bakışlarıyla lanetleyebilecek kan kırmızısı gözlere sahip bu yaratığa karşı koyabilecek kimse yokmuş. Festival vakti yaklaştığında, köyün hemen dışında beyaz bir kurt ortaya çıkarmış. Köylülerin Shiranui adını taktıkları bu karbeyaz kurt, dağa veya ormana giden köylüleri uzaktan takip eder, herkesin uykuda olduğu gecelerde ise köyün içinde dolanırmış. Bu yüzden köy halkı tarafından, Orochi’ye kurban gidecek kızı seçmekle görevlendirdiği bir hizmetkarı olduğu düşünülürmüş.

Aynı köyde, Shiranui’yi kovmaya çalışan Izanagi adında cesur bir savaşçı da bulunuyormuş. Fakat Izanagi, rüzgâr gibi hızlı olan Shiranui’ye bir fiske bile vuramamış. Gel zaman git zaman sonunda beklenen nahoş festival gecesi gelip çatmış. Kurbanı seçecek beyaz tüyden bir ok, gökleri delerek köydeki bir evin çatısına saplanmış. Bu ev, Kamiki Köyü’nün en güzel kızı Izanami‘nin eviymiş. Izanami’ye gizli bir aşk besleyen Izanagi buna sinirlenip Orochi’nin işini bitirmeye yemin etmiş ve Izanami’nin yerine Orochi’nin yaşadığı mabede gitmiş. Ölüler diyarına kadar devam ediyormuşçasına derin bir karanlığa gömülmüş Orochi’nin hisarı Izayoi Mabedi‘nin girişinde dikilen Izanagi, ona kıpkırmızı parlayan gözlerle bakıp dillerini iştahla şapırdatarak ortaya çıkan sekiz başlı yılandan hiç korkmamış. Bu sekiz başın sahibi yılan, yıllardır kendisine verilen kurbanlar sayesinde yaşayan Yamata no Orochi’ymiş. Izanagi, bu korkunç yaratıkla cesurca savaşmış olsa da, çelik vücutlu Orochi’nin burnunu dahi kanatamamış. Bunun üzerine artık savaşmaktan yorgun düşen Izanagi, gözlerini yumup hüzün içerisinde diz çökerek Orochi’nin kendisini öldürmesini beklemiş.

Tam o sırada, bir mahluk Izanagi’nin önüne atlayarak onu korumuş. Karanlığı loş bir parıltıyla aydnlatan bembeyaz tüylere sahip bu mahluk, kurt Shiranui’den başkası değilmiş. Denk güçlere sahip bu iki tanrısal yaratık, birbirleriyle ölümüne savaşmaya başlamışlar. Fakat bu savaşta çok garip şeyler meydana gelmiş. Shiranui’ye ateş püskürten Orochi’nin alevleri, aniden esmeye başlayan bir rüzgarla sönüvermiş. Orochi tam keskin dişleriyle Shiranui’ye doğru ileri atıldığında, aniden aralarında büyük bir ağaç belirmiş. Yine de bu doğaüstü güçler, Shiranui’yi korumaya yetmemiş. Orochi’nin kan revan içerisinde bıraktığı kurt, son nefesiyle göklere doğru ulumuş ve cansız bir şekilde yere yığılmış. Kurdun uluması, gökyüzünü çevreleyen karanlık bulutları dağıtmış ve ortaya çıkan ayın parlak ışığıyla banyo yapan Izanagi’nin kılıcı altın gibi parlamaya başlamış. Bunun üzerine Izanagi tüm gücüyle kılıcını kavrayıp Orochi’nin sekiz başını sekiz boynundan ayırmış ve yaratığın ruhunu Izayoi Mabedi’ne hapsederek kılıcı Tsukuyomi ile burayı mühürlemiş. Bu, uzun yıllar boyunca köylülere zulüm eden yaratığın nihai sonu olmuş. Orochi’ye karşı kazanılan zaferin ardından köylüler, kendileri için canını feda eden Shiranui ve kahraman Izanagi’nin anısına iki heykel yapıp köyün en kutsal ağacı Konohana‘nın gölgesine dikmişler.”

昔々あるところに。。。

Yukarıda okumuş olduğunuz hikaye ile başlayan Ōkami isimli oyun sanat eseri, ilk olarak 2006 yılında PlayStation 2 platformunda baş gösterdi. Bundan hemen iki yıl sonra, 2008 yılında Wii, 2012 yılında yüksek çözünürlüklü grafiklerle PlayStation 3 ve son olarak 2017 yılında PlayStation 4, Windows ve Xbox One platformları için yeniden yapıldı. PlatinumGames‘in de kurucusu olan ve Resident Evil, Devil May Cry, Bayonetta gibi efsane serilerin yönetmenliğini yapmış, bizzat kavgalı olduğum oyun yapımcısı Kamiya Hideki önderliğinde Clover Studio tarafından geliştirilip piyasaya sürüleli neredeyse 12 yıl olmuş bu oyunu daha yeni inceleme sebebim ise… Kafama yeni esmesi.

Pek çok insan Ōkami ile ilk olarak -PS2’de başarısız bir satış rakamına sahip olduğundan olsa gerek- Wii sürümü ile tanışmış olsa da, ben daha PS2 zamanında bir ortaokul bebesi iken oynamış ve kelimenin tam anlamıyla kendisine aşık olmuştum. Bu bir mübalağa değil, zira Ōkami, onu oynadığım dönemlerde hayatımın merkezi olmuştu. Evde ve yolda sürekli müziklerini dinliyor, resimlerini çiziyor, hakkında internette yazılar okuyordum. Hatta rüyalarıma dahi girmeye başlamıştı. Bugün bile tereddüt etmeden söyleyebilirim ki Ōkami benim için gelmiş geçmiş en iyi oyun, bundan ziyade en değerli oyundur. Öyle ki kendisi için kuru kuru “oyun” yazarken bile ellerim titriyor. Bu yüzden bir Ōkami incelemesi yazmayı ona bir borç bilirim. Henüz oynamamışsanız ama oynamayı planlıyorsanız, yazıda elimden geldiği kadarıyla spoiler (tatkaçıran?) vermemeye dikkat edeceğim için gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Bu arada önceden haber vereyim; oyundaki çoğu karakter ve mekan ismi oyunun İngilizce çevirisinde hunharca tahrif edilmiş. Japonca isimlere aşina olmayan batılı oyuncuların akıllarında daha kolay kalması için böyle bir yola gitmişler sanırım. (Okikurumi → Oki, Nakatsukuni → Nippon, Tsubaki → Camellia gibi). Ben bunu oyunun orjinal metnine saygısızlık olarak gördüğüm ve en son Japonca olarak oynadığım için yazıda da Japonca orjinal isimleri kullanacağım.

okami.jpg

大神

Oyun, yukarıdaki hikâyenin yüz yıl sonrasında başlıyor. Nakatsukuni halkı, tanrılara olan inançlarını artık büyük ölçüde kaybetmiş, gündelik hayatın stresi içinde yaşayıp gitmektedirler. Günün birinde, tanrıları ve tanrılara ait hikayeleri saçmalık olarak nitelendiren adamın biri, Shiranui ve Izanagi’ye ait efsanenin gerçekliğinden şüphe ederek Izayoi Mabedi’ne gider ve Yamata no Orochi’yi oraya mühürleyen Tsukuyomi kılıcını yerinden çıkarır. Adamın bunu yapmasıyla birlikte, yüz yıldır oraya hapsolmuş Orochi’nin ruhu yeniden dünyaya gelir ve Nakatsukuni ülkesini karanlıklara gömen bir lanete sebebiyet verir. Durumun vehametinin farkına varan Kamiki Köyü’nün koruyucu ağaç ruhu Sakuya, Shiranui heykelinin önünde yüce güneş tanrıçası Amaterasu‘ya dünyayı aydınlatıp kendilerini kurtarması için dua eder, akabinde tanrıça Amaterasu beyaz bir kurt şeklinde reenkarne olarak dünyaya gelir ve maceramız burada başlar.

毛むくじゃらァ!

Burada araya girip oyunun adındaki güzel kelime oyunundan bahsetmek istiyorum. “Ōkami” kelimesi, biri “büyük tanrı” (大神), diğeri ise “kurt” (オオカミ) olmak üzere Japoncada iki anlama geliyor, ana karakterimiz Amaterasu ise bu iki niteliği birden üzerinde taşıyan bir karakter olduğu için oyunun adı kendisine cuk oturuyor. Yazıda geçen Izanagi, Izanami ve Amaterasu isimleri, Japon mitolojisiyle ilgilenenlere tanıdık gelecektir. Ōkami’nin senaryosu Kamiya Hideki’nin kendi kaleminden çıkma olsa da, Japon mitolojisinden, Japon halk hikayelerinden ve Japon tarihinden bol bol öğeye sahip ama bunlar oyunda illa ki orjinallerine sadık bir biçimde karşımıza çıkmıyorlar. Örneğin Izanami ve Izanagi, Şinto’da yaratıcı tanrılar iken Ōkami’de iki insan olarak betimleniyorlar. Aynı şekilde Japon mitolojisinde Tsukuyomi, Amaterasu’nun erkek kardeşi iken oyunda sadece bir kılıç. Yine de bundan şikayetçi değilim, zira oyuna kendine has bir orjinallik katıyor. Oyunda mitolojik isimlerin yanında, yukarıda da bahsettiğim şekilde Himiko ve Ushiwaka gibi gerçekten yaşamış tarihi kişilikler veya Issun ve Kaguya gibi Japon masallarından karakterler görmek mümkün. Sadece bu anakronistik durum bile oyunun sahip olması gereken masalsı havayı sonuna kadar verebiliyor.

アマ公

Oynanışa gelirsek, The Legend of Zelda oyunlarına aşina olanların yabancılık çekmeyeceği tarz bir oynanışa sahip; bir seviye atlama sisteminin olmaması, renkli NPC’ler ve onlar için yaptığımız ufak yan görevler, farklı özelliklere sahip farklı eşyalar, sağdan soldan bulduğumuz sandıklardan çıkan toplanabilirler, bulmacalarla dolu zindanlar, bölüm sonu canavarları ve benzeri öğeler son derece Zeldavari. Bunda yönetmen Kamiya Hideki’nin bir Zelda hayranı olmasının etkisi elbette bulunmakla birlikte, aramızdaki cahil arkadaşların  “bu bildiğin Twilight Princess’ın çakması yea, lanet manet kurt murt aynı” diye sazanlama atlamadan önce naçizane bir şekilde iki oyunun çıkış tarihlerine bir göz atmalarını öneriyorum. Oyun açık dünya bir haritaya sahip olsa da, yeni nesil açık dünya oyunlarının aksine başladığımız andan itibaren tüm haritayı ulaşılabilir bir şekilde ayağımızın altına sermiyor. Haritada yeni bir bölgeye ulaşmak için, ya mevcut bulunduğumuz bölgedeki bölüm sonu canavarını yenip anahtar görevindeki gerekli bir eşyayı ele geçirmemiz gerekiyor, ya da birazdan değineceğim fırça tekniklerini öğrenip gereken yerde kullanmamız. Açık dünya, zindanlar, bulmacalar falan filan iyi hoş da, Orochi’nin lanetiyle karanlığa gömülmüş bu dünyada düşmanlarımız yok mu? Tabii ki var. (Keşke şu cümleyi bölüm sonu canavarlarından bahsetmeden önce yazsaydım.) Amanojaku, Tengu, Ubume, Oni, Namahage gibi Japon kültürüne ait yōkai ve diğer yaratıklar Ōkami’deki başlıca düşmanlarımız.

Oyun, hack ‘n’ slash oyunları ile ünlü Kamiya Hideki’nin yüzünü kızartmayacak kadar başarılı bir savaş sistemine sahip. Savaşacağımız zaman, klasik JRPG oyunlarından alışık olduğumuz, oyunun “gezinme” dünyasından ayrı -fakat çok iyi yedirilmiş- ayrı bir ekran devreye giriyor ve düşmanlarımızla karşı bu alanda mücadele ediyoruz. Savaşlarda kullanabileceğimiz üç silah kategorisi bulunuyor: kılıç, ayna ve magatama. Japon imparatorluk hanedanının üç kutsal sembolünden (三種の神器/Sanshu no Jingi) esinlenerek yaratılmış bu silahlar, doğal olarak farklı mekaniklere sahipler. Ayna, ortalama bir hasar ve vuruş mesafesine sahip. Magatama ile düşmanın dibine girmeden uzaktan hasar verebiliyoruz ama ayna ve kılıç kadar fazla can götürmüyor. Kılıç ise tahmin edebileceğiniz üzere vuruş mesafesi en kısa silah olmakla birlikte en fazla hasarı vererek dengeyi sağlıyor. Ana silahımıza ek olarak bir de yardımcı silah atayabiliyoruz. Yardımcı silah olarak kullanıldığı zaman ayna kalkan görevi görerek hasar almamızı engelliyor, magatamayı da adeta bir tabanca gibi kullanıp düşmana uzaktan “mermi” yağdırabiliyoruz. Kılıcın ise ikincil silah olarak ayrı bir özelliği yok, dümdüz vuruyor.

神木村

Tabii bu mekaniklerin hiçbiri oyunun satış noktası olan fırça teknikleri kadar ilgi çekici değil. Oyunda ilerledikçe yenileri açılan fırça teknikleri ile rüzgar estirebiliyor, ateş ile suyu kontrol edebiliyor ve hatta gece gündüz döngüsünü değiştirebilip zamana hükmedebiliyoruz. Bu teknikler hem oyundaki çeşitli bulmacaları çözerken hem de savaşlarda en büyük yardımcımız oluyor. Önceden de belirttiğim gibi, bu tekniklerin hepsine ha deyince sahip olamıyoruz ve hikayede ilerledikçe (rastgele değil) karşımıza çıkan takımyıldızları birleştirerek orada hapsolmuş fırça tanrılarını -ki bunlar 12 hayvanlı takvimdeki hayvanlar ve Amaterasu’nun çocukları- kurtarıyor, karşılığında da kurtardığımız tanrının tekniğini öğreniyoruz.

Buna ek olarak üstünkörü bir şekilde teknik özelliklerden de bahsedecek olursak, oyunun grafiklerinin geleneksel Japon çizim sanatlarından sumi-e stilinde olması, günümüzde 3-4 yıllık oyunlar bile çamur gibi görünürken, üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen Ōkami’nin grafiksel açıdan gram yaşlanmamasını sağlamış. Oyunun her sahnesi ekran görüntüsü çekilip çıktısı alınıp duvara asılmalık. (Yukarıdaki görsel de konsept çizimi değil, direkt oyun içi görüntü.) Buna karşın oyunda bir seslendirme yok, diyaloglar Animal Crossing hayranlarının alışmış olduğu “cıyaklama” şeklinde. Bunu nasıl tanımlayabilirim bilmiyorum, oynayınca görürsünüz. Bu bir eksi yön mü? Kişiden kişiye değişmekle birlikte benim şahsi kanaatimce alıştıktan sonra hoşa giden bir yönü var. Yine de Issun, Susanō, Ushiwaka gibi sevdiğim Ōkami karakterlerini usta Japon seslendirme sanatçılarının ağzından duymak istemezdim desem yalan olur. 6 CD’den oluşan yaklaşık 180 parçalık ve her biri ayrı bir başyapıt olan müziklerine girmek bile istemiyorum, anlatılmaz yaşanır. (Bir de müzikler hakkında nasıl yorum yapılır onu bilmiyorum ama o ayrı hikaye.)

我らが慈母アマテラス大神

Peki bu oyunun hiç eksi yönü yok mu?

Sanırım hayır.

Ciddi ciddi oturdum 10 dakikadır düşünüyorum, nostalji gözlüklerimi çıkartıp objektif olmaya çalışıyorum ama yok, bulamadım. Başta mekanlar arası birkaç saniyelik de olsa giren yükleme ekranlarını söyleyecektim ama sonra oyunun 12 yıllık bir motorla yapıldığını hatırlayarak bunu öne sürmenin adil olmayacağını düşündüm. Başka da aklıma hiçbir şey gelmedi. Evet sayın okur, bu oyunun bir eksi yönü yok. Ha biraz zorlarsak, belki zaman zaman çok uzayan hatta yeri geldiğinde yaklaşık yarım saat durmaksızın devam edebilen diyalogların bazı oyuncuları sıkabileceğini bir eksi yön olarak düşünebiliriz ama sonuçta bu bir Devil May Cry, bir God of War gibi her saniyesi aksiyon dolu, hikayesinden ziyade oynanışıyla öne çıkan ve bu şekilde bir oyun arayan oyunculara hitap eden bir oyun değil. Hikaye odaklı bir oyunda diyalogların fazla olmasını eksi yön olarak göstermek herhalde bir futbol oyununa araba süremediğimiz için eksi puan vermekle aynı şey olacaktır. Bu yüzden Ōkami’yi kendi kulvarında değerlendiriyorum ve oyuna 10 üzerinden 10 veriyorum.

Velhasıl kelam gerek Japon kültürüne, gerek çıktığı dönemin popüler kültürüne göndermelerle dolu bu sanat eserini hâlâ oynamadıysanız kaybınız çoook büyük diyor ve incelemeyi burada sonlandırıyorum.

Reklamlar