Türkçe Fansub Sorunsalı

Beni tanıyanlar, Türkçe fansubdan -grup ve çevirmenlerden bağımsız- nefret ettiğimi bilirler. Anime izlemeye 2005 yılında ilkokul beşinci sınıfın yaz tatilinde başlamıştım. Yeri gelmişken onun da hikayesini anlatayım. Günün birinde nedense kafama esti, Pokémon izleyeyim dedim. Kısa bir süre önce Türk televizyonlarında yayından kaldırılmış bu serinin bendeki yeri o zaman bile ayrıydı. Girdim internete, Google aracılığıyla şu an hatırlamadığım yabancı bir anime izleme sitesinde buldum seriyi. Keyifle birkaç bölüm izledikten sonra sıkılıp “başka neler var acaba burada” diyerek siteyi kurcalamaya karar verdiğim an uçsuz bucaksız anime dünyası ile tanıştım ve kısa sürede müdavim oldum.

Pilavlıya da bekleriz.

O zamanlar etrafta şu an internette mantar gibi biten anime forumları pek yoktu, işsiz ergenlerin ve çoluk çocuğun toplandığı Facebook grupları da yoktu (çünkü Facebook yoktu), hatta bu yazıda konu edindiğim çöp fansublarla anime yayınlayan Türkçe anime izleme sitelerinden bir tane bile yoktu. Özetle anime gram popüler değildi. Yani kendi imkanlarıyla tesadüfen anime ile karşılaşmamış biri, anime ile karşılaşamıyordu. Tabii ki “kanka anime diye bi’ olay var çok güzel” diye anime misyonerliği yapan 15-16 yaşındaki süne zararlıları da gezmiyordu sağda solda.

İnşallah hocam.

İnşallah hocam.

Neden bunları anlatma gereği duydum? Hayran kitlesinin az ama öz olduğu zamanlara duyduğum özlem mi peki bunun sebebi? Kısmen, fakat konumuzla da alakalı. Anime o zamanlar popüler değildi, zira Türkçeye çevirilmiş seri sayısı GERÇEKTEN iki elin parmaklarını geçmiyordu ve bu çeviriler muhtemelen oldukça kaliteliydi, yaptığı işi bilen kişiler çeviriyordu bunları. (“Muhtemelen” dedim çünkü şahsen bir kere bile Türkçe fansub ile anime izlemişliğim olmadı şu on yıllık kısa anime geçmişimde.) Bu yüzden elitist diye yargılanmadan önce belirtmek istiyorum ki çeviriye değil, kalitesiz çeviriye karşıyım.

Yavşak derken?

Yalnız şu an ortamın ne kadar kalitesiz bir hâlde olduğunu bilmek için izlemem falan gerekmiyor. Facebook’taki otaku (!) arkadaşların yüklediği ekran görüntüleri, olayın farkındalığını sağlamak için yetiyor da artıyor bile. Üstelik bu resimleri yükleyen tipler de çevirilerin berbatlığından dem vurma amaçlı yapmıyorlar bunu, basbayağı seviyorlar, hallerinden memnunlar. Tevekkeli yazıda kullandığım ekran görüntülerinin çoğu Facebook’tan alınma. Birkaç tanesi için de Kutsal Domates‘e selam çakıyorum buradan.

Peki neden bu kadar berbat olduklarını düşünüyorum? Nedir bu Türkçe fansubların noksan yanları?

I. Çalıntı olmaları

Bu fansubların en en en büyük sorunu, çalıntı olmaları. Evet, hepsi hırsızlık işi. (Bu konuda fazla acımasız olduğumu düşünebilirsiniz. Düşünün.) Neden bunları hırsızlıkla bu kadar kolay itham edebiliyorum? Çünkü piyasadaki Türkçe fansublı animelerin hepsi İngilizceden araklamasyon. Animenin orjinal dili Japonca, bunu bilmeyen var mı? Yok. Japoncadan çeviren grup var mı? E bu da yok. Bana “xyz üniversitesinin Japon kültürü topluluğu direkt çeviri yapıyor ama” demeyin, onların da çoğunda zibillah gibi hata bulabileceğimiz gerçeğinin yanı sıra, burada sükse fansublardan bahsediyoruz, kampüslerdeki masum Japonya etkinliklerinde gösterimi yapılacak Miyazaki filmlerinin çevirilerinden değil. Her neyse, çevirmenlerimiz hırsız. Bu bir gerçek ne yazık ki.

Benim horoz özümlemek.

Benim horoz özümlemek.

Anime Japoncasının durumu malum. Dandik. Gerçek dışı. İngilizceye çeviren herif belki aynı cümleyi anlamak için yirmi kere başa sararak dinledi de çevirdi. Sen gidip onu çalıyorsun. Hatta Japoncadan İngilizceye hatalı çevirilmişse hatanın aynısı Türkçesinde de oluyor. Üzerine ironik olarak, bu çalıntı çeviriyi sağda solda yayınlayan adam “emeğe saygı” edebiyatı parçalıyor. Gülünç.

II. Çevirmenlerin dil bilmemesi

“You’re welcome”

İkinci en büyük sorun, İngilizce bilmeyen (Japonca çeviren yok zaten) tiplerin çevirmenlik yapması. Soldaki görüntüde de görebileceğiniz üzere, “you’re welcome” cümlesini dere tepe düz giderek “hoşgeldin” şeklinde çevirmeyi uygun gören arkadaşımız, şu an muhtemelen bir çeviri grubunun forumunda, kullandığı profil resminin üzerinde kalın kırmızı harflerle ‘çevirmen’ yazan bir üye olarak hayatını sürdürüyor.

Gerçekten anlam veremiyorum.  İlkokul dördüncü sınıf seviyesindeki kalıpları bile çeviremiyorsan koca koca animeleri çevirme cüreti nereden geliyor? İlla “hobi bu yea karışamazsın yea” diye çemkireceksen git hentai çevir arkadaşım, en fazla “oh tanrım evet” ve “çok iyisin bebeğim” yazıp yirmi farklı yere kopyala yapıştır yapacaksın. Anime sektörü bu, politik olanı var felsefî olanı var. Hoşgeldin.

III. Gereksiz notlar

“Çevirenin notu” diye bir şey duydunuz mu? Kitaplarda ve filmlerde anlatılan durumun “lost in translation” yani “çeviride kaybolma” durumu olduğunda çevirmen veya editör tarafından eklenen kısa dipnotlara denir. Bu notlar genellikle kelime oyunları ve özel terimler üzerine kullanılır ve çevirmen, çevirisini bunların okuyucuyu rahatsız edecek miktarda olmamasına özen göstererek yapmalıdır. Peki bizim anime fansubberları bu güzel nimeti ne şekilde kullanıyor?

Aferin sana. Diyecek şey bulamıyorum. Yok da zaten. Mükemmel valla. xD

IV. Motamot çeviri

İngilizcesi isterse Kraliçe Elizabeth ile aynı derecede olsun, motamot çeviri yapan kişi, çevirmen değildir. Yani çeviri yapmamalıdır. Bilmeyenler için açıklayayım; motamot çeviri, bir metini kelimesi kelimesine, dümdüz çevirmektir. Hiçbir dil birbiriyle aynı olmadığı için de, metin çevirinin azizliğine uğrar ve piç olur.

Lanet olası pis zenci.

Örneğin “ölmek” anlamına gelen “kick the bucket” söyleyişini destursuz “kovayı tekmelemek” diye çevirirseniz, izleyiciler dumur olur. Tabi bunu sade bir şekilde doğrudan “ölmek” olarak çevirmek de işin rajonuna terstir, hoş durmaz. Yapmanız gereken nedir? Hedef dilde, kaynak dildeki o söyleyişe karşılık gelen bir söyleyişi kullanmak. “Nalları dikmek” deyimi cuk oturur mesela. Oturtabilene.

V. Küfür

Recep İvedik’in Türk sinema tarihinin açık ara en fazla gişe yapan filmi olmasından yola çıkarak, izlediklerimizde küfür bulunmasını seven bir millet olduğumuzu söyleyebilirim. (Benim gibi Recep İvedik’ten nefret edenler için de küfürlü Kemal Sunal filmlerini örnek göstermek yanlış olmaz.) Fakat bu trajikomik durumu çevirilere yansıtmak nasıl bir mongolluktur?

Küfreden Japon.

Repliğin orjinali「貴様・・・。」(Sen…), karakter bunu atarlı bir şekilde söylediği için Amerikalı çevirmen abimiz gaza gelip “Fuck you…” diye çeviriyor da, be fansubber kardeşim, senin derdin ne de kalkıp “Ananı avradını sikeyim…” diye çeviriyorsun bunu? Geri zekalı mısın sen? Küfür kavramı sana hâlâ komik mi geliyor? Ergenlikten çıkamadın mı? Neden bir şaşırma tepkisi olan「あれええ!?」(Areee!?)’yi düzgün bir şekilde “Whaat!?” olarak çevirerek kendine uydurmuş yabancı abini örnek alarak “Ne!?” şeklinde çevirmek yerine “Hassiktir!?” diye çeviriyorsun? Yatacak yeriniz yok.

VI. Fazla yerelleştirmek

Motamot çeviri ile ilgili bölümde dümdüz çevirmek yerine hedef dile uyarlamanın daha doğru olacağından bahsetmiştim. Tabii ki her konuda olduğu gibi bunu da üsturupuyla yapmak gerekiyor. Anlaşılmayacak deyimler çevirilerek anlaşılır hâle getirildiği zaman çok güzel ve akıcı bir çeviri elde etmiş oluyoruz, tamam. Peki aslında anlaşılır olan kavramlar “çevirildiği” zaman ne oluyor? Olmuyor.

Olsun, muska veririz.

Nazarlık nedir? Gerçekten bilmiyorum. Bu sahnede bahsedilen şey “talisman”, bunun Türkçesi olan “tılsım” bile kelimenin orjinalinin direkt yandan yemişiyken zorlayıp “nazarlık” demek Nobel ödülünü hak eden bir performans değil de ne? Bence öyle.

VII. Bokunu çıkarmak

Başlık kendini gayet iyi açıklıyor bence. Kendisine Japon hükümeti tarafından altın plaket sunulacakmışcasına günde yirmi bölüm çeviren hayatsız çalışkan fansubber arkadaşlarımız, doğal olarak bir yerden sonra sıkılıyorlar ve ortaya kendilerince komik ama IQ seviyesi ayakkabı numarasından yüksek olan insanlarca hoş olmayan görüntüler çıkıyor. Şunun gibi.

Naruto Shippuuçiğdem

Naruto Shippuuçiğdem

Çok komikmiş çevirmen kardeş. Emeğe saygı artı rep teraziye tık. O derece.

VIII. Diğer

Tabi milli fansubberlarımızın sorunları bu kadarla kalmıyor. Kalmaz. Bunlardan bir nevi daha küçük olan diğer sorunlar da yok değil; imla, dilbilgisi ve noktalama hataları, anlatım bozuklukları, eklerin yanlış bitişik ve ayrı yazılması. Seriyi izlemeden, eline -çalıntı- metini kaptığı gibi çevirmeye başlayanlar, Google Translate kullanıp sıçıp sıvayamayanlar. Okunaksız ötesi bir font kullananlar, göz doktorundan para almışçasına font rengi seçenler, karaoke zamanlamasını tutturamayanlar, komple tüm zamanlamayı tutturamayanlar… Say say bitmez.

Gökyüzünde ki uçuyor sonuçta.

Gökyüzünde ki uçuyor sonuçta.

Evet, fansubber olmak kolay değil, biliyorum. Hiçbir maddi gelire sahip olmadan tamamen zevk için çeviri yapılmasına rağmen çoluk çocuğun “son bölüm nerede kaldı yea” şeklinde şımarıklığını çekmek, saatlerce uğraşıp ortaya konulan iş üzerine tek yorum alamamak, benim gibi atarlı bloggerlarla uğraşmak…

Yapmışlığım yok fakat yapan arkadaşlarım var, ilk paragraflarda bahsettiğim değerli kişiler. Bu iş çocuk oyuncağı değil. Teknik olarak başlaması ve yürütmesi kısmen kolay diye, Japonca bilmeyen, hadi onu geçtim, İngilizcesi beş para etmeyen herkes yapabileceğini düşünmemeli. Saygı duyun biraz ve saygıdeğer işler çıkartmak için uğraşın.

Reklamlar

Türkçe Fansub Sorunsalı” üzerine 18 düşünce

  1. “çünkü ‘you worthless old fart’ çok güzel çeviri.

    neyse bu durumlar için crymore var.”

    demişim, biraz daha açayım. bu arkadaşlar güvenilir çevirileri seçmedikçe adam olmaz bence. hani, cidden “abi çevirelim, ingilizce izleyemeyen/okuyamayan insanlar var, yardımcı olalım” kafasında insanlar da var, ama işte o “worthless old fart”‘tan kaynak aldıkça çevirileri adam olmaz kanımca.

    fakat yazdıklarında da tamamen haklısın azizim. adam olmaz bizden.

    ki zaten, bak biraz elitistlik olacak ama, işler ingilizce sahibi değilsen, yani ne bileyim ingilizce çevirileri okuyup anlayamıyorsan zor be alt kültür. hani, kas be ağğğbi. uğraş, hem kendini geliştir, hem dilin sınırlarından kurtul.

    önce eğitim.

  2. Bi’ de şu var. Popüler serileri 940380932 fansub / çevirmen birlikte çevirirken aşırı underrated olan güzel serilere kimsenin bakmaması. Kaç aydır Yojouhan Shinwa Taikei çevirisi bekliyorum ben mesela. En sonunda kendim girişeyim diyorum ancak yukarıda saydığın sebeplerden ötürü girişmekten korkuyorum mesela.

    Fazla doluyum bu konularda. Bu yüzden buraya kusmak istemiyorum. Başka bir post macerası sebebi olsun bari. Sana da iyi akşamlar dileri Yuku-chan.

  3. Moonrune öğrenmek şart. Olmuyor böyle. Hani kendim adıma da konuşuyorum.

    Orada gerçekten talisman mı diyor? Omamori diyor diye hatırlyorum. Belki charm demek istedi ve ingilizce çevirmen hatalı yaptı, türkçe çevirmen de görüntüye bakarak “bundan güzel nazarlık olur” diyerek belki de düzeltmiş oldu. Kafama takıldı bu durum.

    “Translation is like a woman. If it is beautiful, it is not faithful. If it is faithful, it is most certainly not beautiful.” demiş sevgili Yevgeny Yevtushenko. Adam bunu rusça söyledi ama sadece ingilizce versiyonu yaygınca biliniyor. Dünya böyle.

  4. Küfür konusunda sana katıldığımı söyleyemem. Evet, gereksiz yere, saçma sapan kullanılması yanlış, ama örnek olarak Aku no Hana’yı alalım. Serinin çevirmeni benim. Nakamura karakterinin bazı kilit cümlelerini ağır küfürlerle çevirmiştim. Bu cümlelerin geçtiği sahneler çok rahatsız edici ve gerici sahnelerdi. Japoncasında yanlış hatırlamıyorsam ‘shitai’ diyordu ve de ben de ‘sikişmek istiyor’ diye çevirmiştim. Burada sadece basitçe ‘seks yapmak istiyor’, ‘sevişmek istiyor’ gibi basit derecede kelimeler kullansam karakterin o rahatsız edici doğasını veremem. Böyle bir sahnenin anlamını çeviride verebilmek için küfür kullanmak zorundayım. Anime çevirilerinde küfür kullanılması yanlış bir şey değil yerini bildiğin sürece.

    Ayrıca @ozan güzel,
    >neyse bu durumlar için crymore var.
    Crymore’a bu kadar da çok güvenmeyin. Alt tarafı fansub dünyasında bir halt yapamamış bir adamın canı sıkılınca açtığı, tek amacı millete geçirmek olan bir blog.

    • Dozunda olduğu zaman zaten olması gereken oluyor. Atıyorum kalkıp Yakuza bir tipin fahişe ile konuşmasını “sevişmek istiyorum” diye çevirirsen abes kaçar, burda da küfürle yardırmak en doğrusu.

  5. Güzel yazı olmuş bayağı.
    Küfür konusunda da bahsedilen küfür durumu belli zaten. Şaşırma ifadelerinin vay amk olarak çevrilmesinden bahsediliyor burada. Zaten küfür olan kısmı dildeki küfürlere uyarlamak çok normal. Aksi takdirde ”Seni lanet olası ninja” falan tarzı çevirilere kayıyoruz.

    @Jihazap Kendi çevirisini bulamadığın seriyi izleyemediğin için senin çevirmek istemen… Çevirisiz anlayamıyorsan sen nasıl çevireceksin? Hadi diyelim anlıyorsun tüm Türk anime izleyicilerine borç mu biliyorsun çevrilmemiş seriyi çevirmeyi? Sen kendin izle işte.

    Neyse daha fazla atar yapmadan kaçayım. Bloğa selamın için de ve aleyque selam.

  6. 35 yasinda ve piyasada DVD falan olarak bulabileceginiz Akira’nin altyazisini hazirlamis kisi olarak, insanlari yargilamamak gerektigini ama o insanlar Turk olduklarinda yargilanmadiklari her fikir icin mabadlatinin goge erdigini belirtmem lazim.

    Ayrica bu ulkede 20 yasinda cocuklar “ben cevirmenim” diyorken ben hala altyazilarimdaki hatalarimin bana iletilmesini rica ediyorum.
    Cunku bu ulkede herkes cevirmen ve telefonumda Turkce karakterler yok…

  7. Türk fansub gruplarının çalışma şekli de aşırı amatörce. Kaliteli fansub gruplarında kullanılan literal çeviri-edit-kalite kontrolü zincirinden eser yok, ki bu şekilde çalışmıyorsanız düzgün bir sonuç ortaya koyabilmek için harbi nitelikli bir çevirmen olmanız lazım. Neyse yine son zamanlarda Türk anime izleyicileri kitlesinde bir iyileşme var, hem yeni animelerin daha dar bir kitleye hitap etmesinin hem de shounen’ci bebelerin yavaş yavaş sıkılmasının sonucu. Bir kaç sene önce inanılmaz kötüydü.

    Ek olaraktan şu giriş kısmın bacak kadarkene şu ROM hack alet edevatlarıyla yapmaya çalıştığım bol küfürlü ve edgy’leşmiş Pokemon Red çevirisini hatırlattı. Yaşları tahmin edin diye diyorum hani. Neyseee.

  8. Vay be bu kadar saygısızlık görmedim ben. İngilizceden yapılan çevirilere çalıntı diyor elitist arkadaşımız. Nolsun o zaman, çevrilmesin mi? Türkiye’de Japonca bilen kaç tane 15-30 yaş aralığında normal insan var söyle kardeşim. Hepsinin de işi gücü yok oturup çeviri yapacaklar. Elitist mantığınızla öyle olmalı tabii. Adam çeviriyi güzel yapınca “işsiz misin sen ya hayatın yok mu asosyal” diyorsunuz, kötü yapınca “madem bir iş yapıyorsun güzel yap diyorsunuz”. Oldu zaten. Çeviri gruplarında belki kendi boş vakitlerinden fedakarlıkta bulunarak saatlerce insanlara yardımcı olabilmek için çeviri gibi bir işle uğraşıyor. “Zorla mı yaptırıyoruz lan” diyorsunuz. Yo kimsenin zorla yaptırdığı yok, ama adam yapmak istiyor. Yapıyor da. Çok kaliteli çevirilerle de karşılaşıyorum, şaşırıyorum hatta. Çoğu zaman diyorum “bu adamlar buralarda harcanıyor”. Yazık ya çok yazık. Şu eşek-karı-koca üçlüsünün yolda yürürken aldıkları tepkiye benzetiyorum bu halinizi. Ne yapılsa beğenmezsiniz. Eğer bu çeviriler yapılmasaydı, birçok kişi anime izlemek gibi arada sırada zevk alınmak için yapılan gayet de güzel bir hobiden mahrum kalacaktı. Siz animeyi ne olarak görüyorsunuz anlamıyorum. “Çok elit bir şeydir anime izlemek, röpteşambırımla evde ingiliş bırekfıst timi içerken izlerim animeleri. Günlerce de psikolojik analizler yaparım. Herkes yapamaz öyle izleyemez anime.” Lan anime çizgifilm işte kardeşim, ne bekliyorsunuz? ÇİZGİ FİLM. Gayet güzel mesajlar veren, yetişkin kitlelere hitap eden animeler de var elbette, ama onlar da üzerinde günlerce kafa yorulacak sizde aydınlanma yapacak şeyler değiller. Şahsen bir çevirmenin çevirmen notu koymasının en doğal hakkı olduğunu düşünüyorum, o kadar uğraşıyor adam. Arada her saniye koymak gibi abartmamak şartıyla koyabilir. Çok da samimi gelir özdeyişleri uyarlamak. Motamot çeviri yapılsa “bak işte dil filan bilmiyor bu” dersiniz. Dildeki karşılığını bulup yazsa (ki acayip zor bir iştir) “cılkını çıkardınız” dersiniz. Susun bi’ artık be. Milletin de keyfini kaçırmayın. Hani olur ya, hayırseverin biri sokakta yemek dağıtır bedavaya. Adam alır yemeği, sonra da yüzünü buruşturur der bu ne biçim yemek. Yahu sana mı kalmış bu? Hani paranı verirsin bir dvd alırsın, çevirisini beğenmez şikayette bulunursun. Anlarım. Ama tamamen beleşe aldığın bir şeyi eleştirme hakkın yok. Memlekette herkes sizin gibi aşırı elit değil, ingilizce bilmiyor. Bilenler de yardımcı oluyor. Bu adamların ortalıkta “ben çevirmenim bakın işte” diye dolaşması yanlış elbette, ama bu onları yerden yere vurmanız gerektiği anlamına gelmez. Gidin vayt çaklıt mokanızı içerken aşırı kaliteli çevirilerinizle başbaşa kalın siz.

    • Keşke yazıyı okuduktan sonra yorum yapma zahmetine girseydin sevgili Merve, işi layığıyla yapanlara laf söylemediğimi, hatta saygı duyduğumu belirtmiştim çünkü. Neyse, yine de o kadar uğraşmışsın “saygısızlık” olmasın diye cevap vereceğim ben de sana. Türkiye’de Japonca bilen 15-30 yaş aralığında insan sayısı düşündüğünden fazla, fakat bunların yüzde doksanı haklı olarak üç beş ergen için bedavaya çeviri yapmakla uğraşmak istemez. İstememeli de, zira “kaka” dediğin elitizm kötü bir şey değil, gerçekten değil. “Beyaz Türk” adı altında cahilce aşağılanan kesimin ülkenin en kültürlü, en donanımlı, en namuslu kesimi olması da buna yerel bir örnektir. (Çoğunun zengin olması ile de pek alakalı değil, “kroyum emme para bende” şeklinde takılan halk adamları daha çok etrafta) Konudan fazla uzaklaşmayalım yine de.

      Hırsızlık hırsızlıktır, önce bunu bir açıklığa kavuşturalım. Yazıda da belirttiğim gibi “çevirmen” kardeşlerimiz çevirisi zaten yapılmış bir işi alıp onu çeviriyor. Orjinal çeviri grubuna da kesinlikle kredi vermiyor. Siz “halk adamları” buna ne diyorsunuz bilmiyorum ama elitistler veya doğru düzgün diğer insanlar buna hırsızlık demekte. Ayrıca bir dile tamamen hakim olmayan tipler veya çevirmen olmayanlar mümkünse hobi olarak dahi çeviri yapmasın, sebebini de yazıda açıkladım zaten. Ben de hobi olarak açık kalp ameliyatı yapayım? Söylemesi bile komik, değil mi? Herkes kendi uzmanlığına.

      Bu çeviriler olmasaydı anime bu kadar tanınmazdı senin de söylediğin gibi, evet. Tanınmamalıydı da zaten, zira kanser bir kitle doğdu ve bunu görmemek düpedüz körlüktür. Siz animeyi ne olarak görüyorsunuz anlamıyorum. Herkesin izlemesi, bulaşması gereken bir yaşam felsefesi mi? ANİME ÇİZGİ FİLMDİR. (Bunu da o savunduğun çevirmen arkadaşlar “anime çizgi film değil yea ayrı bir sanat yea” diye gezinirken ilk olarak dile getiren yerlerden biridir bu blog, yani biz animenin ulvi bir nimet olmadığının gayet iyi farkındayız.)

      “Motamot çeviri yapılsa “bak işte dil filan bilmiyor bu” dersiniz. Dildeki karşılığını bulup yazsa (ki acayip zor bir iştir) “cılkını çıkardınız” dersiniz.” gibi diğer eleştirilerinin cevapları zaten yazıda bulunuyor, keşke okusaydın. Sunulan hizmetin bedava olması onun berbat olmasını meşrulaştırmıyor. Özetle, okumaya erindiğin bu yazıda Türkçe fansublara bok atılmıyor, “KÖTÜ” Türkçe fansublara bok atılıyor, bunların da savunulacak hiçbir yanı yok. (Ayrıca o son cümle nedir? Ben de sana “gidin çiğ köftenizi yanık türküler eşliğinde yoğururken çalıntı çevirilerinizle van piis izleyin siz.” mi diyeyim şimdi?)

      • Öncelikle teşekkür edeyim, en azından cevaplama zahmetinde bulunmuşsun. Yazıyı okudum elbette, katıldığım noktalarda var hatta. Ancak maalesef yanıtında katılmadığım bir yer var. Yazarken ne düşündüğünü bilemem ama ama yazıda bütün Türk fansubları yermişsin. Sadece kötü fansubları değil. Evet, gerçekten de berbat, Google Translate’den alınmış çevirilerin yapılmasını ben de saçma buluyorum. Ki izleyen de bir şey anlayamıyor zaten. Ama profesyonel olmamakla birlikte en azından anlaşılan çevirilerin yapılması eleştirilmesi gereken bir şey değil. Çünkü çevirilerin çoğu o şekilde zaten. Ve izleyen ekip de bunla yetiniyor. Çalıntı meselesine gelince, çoğu kişi çevirileri yapmadan önce İngilizce çeviriyi yapan fansubdan izin alır ve en azından açılış şarkısının olduğu kısmında krediyi verirdi. Bunu yapmayanlar elbette çalıntıdır. Ama yapan fansubların sayısı da az değil. Bu yüzden hepsine hırsız diyemeyiz.Eklemeyi unutmuşum, ben de bir çevirmenim. Belli bir fansubda filan değilim ama, kendi istediğim (ya da bazen “lütfen bunu çevir” tarzı yapılan isteklere gıyaben) serileri çevirir, herhangi bir fansuba gömme, zamanlama işlemlerini yapmak isteyip istemediklerini sorar, isteyene veririm. Önceden seviyemin yeterli olduğunu düşünmediğim serilere bulaşmazdım, kalitesiz bir çeviri yapmak istemezdim. Şimdi en azından anime-mangalar için öyle bir sorunum kalmadı, seviyem yetiyor hepsine. Ama bir roman çevirmeye kalkışacak olsam (light novel’lardan bahsetmiyorum, adı üstünde “hafif”ler onlar zaten.” yapamam herhalde. Elbette herkes kendi seviyesine uygun iş yapmalı ancak yapmayan kişilerin sayısı da yeterince çok. Onları niye yapıyorsunuz diye azarlamanın da bir mantığı yok bence, yapsınlar isterlerse.

  9. Bu arada bir not ekleyeyim de açıkta kalmasın…

    “Ölmek” ve “kick the bucket” hikayesi “düzgün çeviri” ile değil, “yerelleştirme” ile düzgün şekilde yapılır.
    Çeviri “motamot” olur zaten. “Yerelleştirme” senin diline anlaşılır şekilde aktarmaktır.

    • “I was down-and-out before my old man kicked the bucket.” cümlesini “Benim yaşlı adamım kovayı tekmeleden önce aşağı ve dışarıydım.” şeklinde çevirirsek buna çeviri değil “chicken translation” diyebiliriz en fazla. Olması gereken çeviri “Benim peder nalları dikmeden önce meteliğe kurşun sıkıyordum.” falandır. Bana kalırsa bu yerelleştirmek değil ideal çeviridir. Yerelleştirmeye de kendimce bir örnek verecek olursak animelerin Amerikan dublajlarında honorifiklerin kalkması, onigiri’nin donut olması, “Yamada Tarou-san”ın “Mr. Tarou Yamada” olmasını gösterebiliriz.

      • Üzgünüm ama yerelleştirme ve çeviri nedir, ne değildir önce bunları en azından terim olarak öğrenmek lazım.
        Terimler “bence” diye bir şey değil çünkü.

        Tercüme: Sesli/Ardıl çeviri
        Çeviri: Kelime karşılıklarının hedef dilde yazılması ve gereken eklerin, cümle yapısının oturtulması
        Yerelleştirme: Dilin kurallarına, kullanımına, günlük kullanıma ya da teknik, bilimsel, medikal ve benzeri ifadelere göre hedef dile uyarlanması

        Bu arada “Benim peder nalları dikmeden önce meteliğe kurşun sıkıyordum” cümlesi “olması gereken çeviri” de değil, “yerelleştirme de değil.
        Sektörde biz ona “transcreation” deriz.

      • Eh, sektörün içinde değilim, özür dilerim. Çeviri ile profesyönel olarak tek alakam Japon Dili Eğtimi bölümünde aldığım iki dönemlik Japonca çeviri dersi, dayandığım bilgiler de oradan yüzeysel bir şekilde edindiğim bilgiler, bu yüzden çeviri alanındaki terimlere mütercim tercümanlar gibi uzmanlık derecesinde hakim olmamam normaldir.

        Sizin bir hobi olarak çoluk çocuk sevinsin diye dizi çeviren biri değil de gerçek bir çevirmen olarak yorum attığınızı varsayıp dediğinize değer veriyorum.

        Fakat eğer gerçekten yukarıda verdiğim cümlenin “Benim yaşlı adamım kovayı tekmeleden önce aşağı ve dışarıydım.” hâline getirilmesine “çeviri” deniyorsa, halihazırda zengin bir dil olmadığı aşikar olan Türkçemizin terimler konusunda da bayağı kısır bir dil olduğu ortaya çıkıyor, sadece bunu anlıyoruz buradan.

      • Türkçe kısır değil, çevirinin ne olduğunu, olduğu gibi görmek gerek.

        Türkiye seneler boyunca köşedeki “XYZ Tercüme Bürosu”, “Yeminli tercümeleriniz itinayla yapılır”, “Çeviri bizim işimiz” gibi şeylerle büyümeye çalıştığı için garip geliyor kulağa.

  10. Ek olarak;

    Türkçe yazıldığı gibi okunan, yazılanı da okunduğu gibi ifade eden bir dildir.
    Hatta bu konuda bütün diller arasında bir iki taneden bir tanesidir.

    Yani biz dalga geçiyoruz ama elin Latin alfabesi zaten bunun için var.
    Yani “Apple” gerçekten bizim dilimizde “a-p-p-l-e” diye okunmalıydı. Biz İngilizce öğrenip garipsedik.
    Yazılan şeyin birebir çevirisi de aynı bir yabancı öğrenmiş gibi kafamızda “yerelleşebilmeliydi”.

    Ama dilden uzaklaştık, ister istemez evrensel yürüyüşe ayak uydurduk.
    Holding Türkçesi diye bir kültürümüz bile var.

    Bunları “sen yanlışsın, ne biçim laf bu” diye yazmıyorum tabi. Bence de “ben çevirmenim” diyen adamların hemen hepsi daha çocuk. Belki yaş olarak değiller ama zihin olarak öyle oldukları aşikar.
    Biz bu işlere başladığımızda daha portakal vitamini olan genç delikanlılar, bugün klavye başında “höt zöt” diye atarlanmayı marifet, yaptığı işi “başkalarına övdürtmeyi” akıllılık sanıyor.
    Allah kurtarsın, ne diyeyim?

  11. Konu dışı olacak ama Türkçe fansub da olduğu kadar ingilizce hali de ayrı berbat olan animeler de var. 6-7+ sene Anime izlemiş bir insan ister istemez artık kulağı alışmaya başlıyor bir yerden sonra ister istemez rahatsızlık vermeye başlıyor. Bu günlük yaşam, komedi üzerine olan animelerde daha da göze batıyor. Her eser orjinal dilinde en iyi olduğuna inanırım bir yerden sonra altyazıya bağımlılığa da bırakmak lazım.

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s