Otajournal 二十一

Beş günlük -her ne kadar Japonya olsa da- köy konaklamamızın ardından Hiroshima merkez istasyonunda indikten sonra, dağdan şehre inen yabani peşmergeler kadar mutlu olduk. (Tamam, benzetmeler konusunda kötüyüm.) Hiroshima’ya vardığımız gün, şehirde büyük bir beyzbol maçı vardı. İstasyon ve sokaklar, Hiroshima Toyo Carp isimli yerel beyzbol takımının kırmızı formasını giyen taraftarlardan geçilmiyordu fakat atmosfer muazzamdı. Eğer otele yetişip check-in yapma acelemiz olmasaydı, spor müsabakalarından ve spordan genel olarak zerre haz etmeyen ben bile, her köşe başında takımın şapka, forma ve atkılarını satmakta olan seyyar satıcılardan birine uğrayacaktım.

Her seferinde olduğu gibi, Hiroshima’da kaldığımız otelde de check-in yaptıktan sonra odaya eşyalarımızı bırakıp, beş dakikalık işeme ihtiyaç molasının ardından yemek faslı için dışarı çıktık. Geniş ve kalabalık Hiroshima sokaklarında yemek yiyeceğimiz yere doğru tıpış tıpış ilerlerken, burasının, şimdiye kadar gittiğimiz büyük şehirler olan Osaka ve Okayama’dan daha metropol olduğunu istemeden de olsa farkettim. Okayama’dan büyük olduğu su götürmez bir gerçekti, fakat burayı Japonya’nın en büyük ikinci şehri olan Osaka’dan daha büyükmüş gibi görmem; muhtemelen orada sadece bir gece kaldığım için veya Higashihiroshima’nın köy havası iliklerime kadar işlediği içindi.

Saat geç olmamasına rağmen yakınlarda restoran tarzı bir yer bulamadığımızdan izakaya tarzında ama izakaya olmayan değişik bir yere gittik. Burada fiyatlar normale göre daha pahalıydı, ondan biraz bundan biraz yeme şeklinde karnımızı doyurmaya çalışmış olsak da işe yaradığını söyleyemeyeceğim. Buradan da çıktıktan sonra uyku saatine kadar serbest zamanımız vardı; biz de bunu sonuna kadar sömürme yoluna giderek alışveriş yapmaya karar verdik ve Don Quijote isimli büyükçe bir AVM’ye daldık. Burada boş boş gezip Türkiye’ye bir seksen yıl kadar uğramayacak ürünlere yeterince baktıktan sonra mekanı terk ettik. Bir süre daha standart üç beş konbini ve 100 yenci gezindikten sonra, hayatımda karşılaştığım ve karşılaşacağım en epik mağazaya adım attım: Book Off.

Adı sizi yanıltmasın, Book Off’ta sadece kitap değil; video oyunları, eski dergiler, müzik albümleri ve film DVD’leri de satılıyordu. İkinci el kıyafet ve anime figürlerinin satıldığı alt kat da cabası. Bir nevi bizdeki D&R’ın bayağı gelişmiş ve daha ucuz versiyonu olarak düşünün. Ucuzluk konusunda kesinlikle abartmıyorum; 16 volümlük bir manga serisini ¥1600’e aldım, bu parayla Türkiye’de aynı seriden (ki yok) iki volüm falan alabiliyorsunuz, onların da çöp gibi bir Türkçe çeviriye sahip olduklarını söylemeye gerek duymuyorum bile. Hiroshima’da kaldığım üç günlük kısa sürede, Book Off’ta toplam yaklaşık 4-5 saat harcadım. Bizdeki eline aldığın kitabın sayfasını çevirdiğinde yanınızda “burda ogumah yassah gardaş alacahsan al” diye biten çalışanlara sahip mağazaların aksine, müşteriler satın almadan dahi okuyabilsinler diye kitap raflarının yanlarına tabureler bile konmuştu.

İlk günün akşamı da buradan birkaç manga serisi (sayı değil seri), eski konbini dergileri ve iki üç Vita oyunu aldıktan sonra yorulduğumu farkedip otele döndüm ve günü orada tamamlamış bulundum.

Her ne kadar kısa olmuş olsa da bu yazıyı tek günle sınırlı tutacağım, çünkü uzun süredir yazmadığımın farkındayım ve blogu güncel tutmam gerekiyor, yine de şehirdeki diğer günlerim daha uzun sürdüğü için yer sıkıntısı çekmektense, kısa kısa yayınlamak yeğdir.

Hadi bakalım.

Reklamlar

Otajournal 二十一” üzerine bir düşünce

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s