Mecha Üzerine

“Mecha sevmiyorum ama Code Geass iyiydi”

Evet sevgili okurlar, önyargı ve dolayısıyla gerzeklik dolu bir cümle okudunuz. Herhangi bir Türk anime forumuna on dakika kadar göz attığınız takdirde, bu veya bunun gibi “Mechalar çok sıkıcı ama TTGL favori animem” tarzı cümleler görmeniz işten bile değil. Her ne kadar son yıllarda  Türkiye’deki anime izleyicisi topluluğundan iyileşme var gibi gözüküyor olsa da, her kaliteli izleyici için onlarca vasat izleyici bulunuyor. Bu karakterlerin gösterdikleri gereksiz davranışlar ve rahatsız edici triplere daha önce onlarca kez değindim zaten. Mecha’nın ne olduğunu ve Türk izleyicilerin mecha ile arasının neden bozuk olduğunu bir de Akuma Blade’in kaleminden okumanızı öneririm. Kendisine bu konuda yazmasını rica ettim, o da sağolsun beni kırmadı ve beklediğimden daha ayrıntılı ve derinlemesine bir şekilde konuya değindi, buyrun.

Türkiye’de her konuda olduğu gibi maalesef Anime konusunda da geriyiz. Bunun pek çok sebebi olmasına karşın Anime kültürünün neden geri olduğu, neden Anime’nin ilk kez duyulduğu 15 yıl öncesinden bugüne değin ülkemizde OTACON ayarında, onu geçtim onun yarısı ya da çeyreği bile edecek bir convention düzenlenememiş olduğu, convention düzenlendiğinde her seferinde yaşananın -istisnalar haricinde konuşuyoruz, alınan alınmakta serbest- şişkin egolu bir grup ergenin kız kaldırma/oğlan takipçi arttırma çabalarından, korsan t-shirt, figür ya da DVD satan tiplerin tezgah açmasından ya da velev ki yorulup bir köşeye oturduğunuzda duyacağınız tek şeyin “Bu hafta Bleach/Naruto/One Piece/Fairy Tail’de ne oldu?” olmasından, Facebook’daki Anime sayfalarının kalitesi açısından anca 3. dünya ülkesi görüntüsü vermemizden, senkronlu mu değil mi diye bile bakmadan, Blu Ray’i bile çıkmış Anime’yi yıllar yıllar önceki çamur kalite TV Rip versiyona, bulabildikleri ilk altyazıyı çakıp, sahibinden izin almayı akıllarına bile getirmeyen, bir hit fazla alabilmek için bu sitelere Avatar’ı bile koyacak kadar trajikomikleşen, “Bir hit uğruna ya rab, ne güneşler batıyor” dedirten fırsatçılardan, -yine istisnalar haricinde konuşmak gerekirse- İngilizce anime haber sitelerinde okuduğunu bile anlayamayan insanların sosyal medya üzerinde anime havariliği yapmasından ya da “Sasuke’s gf”, “Ay Savaşçısı filanca”, “Luffy’nin nakaması” vs türünden nicklerle sosyal medyada dahi karşındakini yaşamdan soğutan tiplerin sayısının her geçen gün artmasından nedense hiç bahsedilmez. Bahsederseniz dahi adınız ya hipster’a, ukalaya, elitist’e çıkar. İşin tuhafı, bir şeyleri değiştirmeye çalışsanız dahi artık bu tipler yüzünden sorunun her dakika daha da kronikleştiğini acı şekilde anlar ama haykıramazsınız.

Haftalık izlediği yapımlar için lütfedip iki paragraf yazmaya haceti olmayan tiplerin nedense o seri hakkında buldukları ilk meme’i paylaşma yarışına girmelerini ya da tanımadıkları insanlara dahi spoiler vermek için adeta özel çaba içine girmelerini nasıl anlamlandırabilir, sanki Anime izlemek için yerli dandik stream sitelerden başka dünyada hiçbir kaynak (tracker, mega türevi arşivler, IRC kanalları vs) kalmamış gibi insanları sanki bunlardan izlemeye onlar da mecbur gibi cümle yapıları kurmalarını nasıl kabullenebilirsiniz? Bu konu çok uzun ve detaylı olduğundan zaten tek bir yazıda anlatılabilecek, sınırları kavranabilecek bir durum da değil.

Öte yandan bundan bir 7-8 yıl öncesinde durumun bu raddeye gelmesini en azından geciktirebilmek, bu sorunun faillerini bulup teşhir etmek yoluyla yaptığımız bir girişim olduğunu ama bunun da zamanla zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmak için adeta canını dişine takan yerli çakma otaku’lar yüzünden sabote edilmesiyle artık bu türden konuları sadece bu altkültür hakkında kutsal addedilmesi gereken bazı değerleri savunmamız gerektiğinde dile getirmek zorunluluyğu duyduğumuzu da belirtmek isteriz. Yoksa bu blogun takipçilerinin eskiden bu yana bildikleri gibi insanlara yanlış bildiklerini anlatmayı bir ego tatmini olarak değil, düzeltilmesi gereken bir hata olarak baktığımızdan, kazanılmış her insanın bir gün bir fark yaratma potansiyeli taşıdığına inandığımızdan bunca zaman ve emek harcayarak bu yazıları yazdık, yazıyoruz, yazacağız. Haliyle üzerinde tartışmamız, incelememiz, analiz etmemiz gereken büyük resmi gözlerinizin önüne sermeden evvel konuyu önemli ana hatlarıyla size parça parça anlatmaya çalışmamız bizim farklılık yaratma mücadelemiz açısından herhalde pek de yanlış bir yol olmasa gerek.

Bu sorunların kuşkusuz en patolojik olanları sıralarken doğrudan kültürsüzlük ve cahillik kaynaklı olanlarına odaklandığımızda görmezden gelemeyeceğimiz şu sorunla er geç karşılaşırız:

Mecha türünden nefret etme, sevenleri aşağılama, ama bazı yapımlarını sırf eleştirilmeme ya da arkadaşlara hava atma çabası adına yüceltme, onların Mecha olmadığını kabullenmeye çalışma ve başkalarına da böyle kabul ettirme çabasına girme, hatta yer yer Mecha türünün genel geçer popüler geek kültürü içerisinde “birbirine ateş eden teneke yığınlarından” başka hiçbir şey olmadıkları hakkında satır arası çıkışlar yapma sorunsalından bahsediyoruz.

Şimdi derin bir nefes alın ve rahatlayın. Mecha sevmiyor olabilirsiniz, kabul, zaten herkesin LOTR yada Star Wars sevmesi, Touhou’ya tapması ya da herkesin Kanji bilmesi gibi bir gereklilik olmadığı gibi herkesin Mecha sevmesi de gerekmiyor. Sorun Mecha’nın ne olduğunu bilme gereği bile duymadan kendini ondan nefret etmesi gerektiğine inandıran ve bunu ifade etme gereğini sıkça duyan insanlar hakkında. Bu yüzden yazıyı okuduktan sonra ister Mecha kültürünün veya sadece Gundam’ın ifade ettiği yeri ve misyonu araştırabilir yada kendinizi bir istisna kabul ederek bu yazıyı zihninizde onaylayıp ardından unutabilirsiniz.

Her neyse.

Ülkemzdeki geek kültürüne şu yada bu şekilde dahil olan insanlardan en az 1990’ların ilk birkaç yılından önce doğmuş olanlarının bu konuda algı kanallarının daha açık olduğunu Mecha serileriyle “Bir Voltron vardı, güzeldi”den fazlası olabilecek nitelikte görüş bildirip duvarlarında bu türden paylaştıklarını görebilirsiniz, zaten lafımız kendileriyle ilgili değil.

2000’li yılların başında henüz ADSL ayarında internet bağlantısı sadece üniversitelerde bulunurken, çoğu kişi elindeki Anime’leri kargoyla takaslayarak izleyebilirken kimsenin Mecha serilerine saydırma gibi bir çıkış yapma gereği duymadığını da hatırlayabilirsiniz.

Öte yandan ne zaman ki internet ayağa düştü, insanlar Anime’leri çöp sitelerden çöp çevirilerle izleyip çöp forumlarda ya da çöp facebook gruplarında görmeye başladılar, o zaman bu kerameti kendinden menkul Mecha karşıtlığı baş gösterdi. Tek tek göstermeye gerek yok sanırım. Türkçe forumlarda “mecha” ile “nefret”, “hoşlanmıyorum”, “sıkıcı” kelimeleriyle yan yana aramalar yapmanız size bu kanserin boyutları hakkında fikir verebilir.

Ya da açarsınız Mecha Anime Headquarters’da (mahq) veya 4chan’ın /m/ kanalında, insanlar bu tek cümlelik infazlarla insanları mecha karşıtlığı için dolduruşa getirirken sabah akşam mecha üzerine beyin fırtınaları yapan insanları görebilirsiniz.

Ya da Bakabt’ye girebilir Mecha tag’iyle sitede listelenmiş Anime’lerin indirilme sayılarına ve bunların toplamda tuttukları GB üzerinden sadık bir Mecha hayranının HDD’sinde en iyimser ihtimalle yüzlerce GB mecha tutmasına onu yönelten ne gibi nitelikler olduğunu düşünebilir, empati yapmaya girişebilirsiniz.

Ya da Pacific Rim’in elde ettiği hasılattan, Metal Gear Solid’in yaratıcılarının bizzat Jaeger artwork’leri çizip twitter hesaplarına yükleyerek insanlara “bu filme gidin, bu film gerçekten bunu hakediyor” demesindeki hikmeti, Guillermo Del Toro’nun Tokyo’daki Gundam anıtını ilk kez gördüğünde yüzünde tarifsiz bir tatmin ifadesiyle gruptan kopup koşmaya başladığı bu videoyu da izleyip fikir yürütebilirsiniz.

Bunun gibi düzinelerce empati talebinde bulunabilirim ve birisinin bunu yapması gerektiğine de inanıyorum, öte yandan yazıyı çok uzatıp abartmamak adına Mecha nedir, Gundam neden önemlidir babında bir açıklamaya girişeceğim.

 Umarım yanlış anlaşılmam.
Neyse… Mecha temel olarak insandan büyük makineler içeren kurgu dalı olarak özetlenebilir.

Renkli TVler için hazırlanan ilk Anime’lerden birisi olarak Go Nagai’nin Mazinger Z’nin yayınlanması özellikle Sunrise ve TOHO’nun birbiri ardına bu tür seriler hazırlamasıyla daha 70’ler sona ermeden bir tür olarak Mecha’nın doğmasına ve 80’ler ile birlikte Japonya’nın teknolojik ve ekonomik üstünlüğünü ilan ettiği yıllara atbaşı şekilde görmezden gelinemez bir Mecha hegemonyasına sebep olmuştur. Japon ekonomisinin 90’lar başındaki sarsılığı ve Kobe depremi gibi kimi toplumsal ve ekonomik çalkantılar yaratan çeşitli olaylar toplumu olduğu gibi Anime’yi de etkiledi ve bu dönemde Mecha serileri de anlatımsal olarak bir metamorfoz geçirdiler. Sadece Neon Genesis Evangelion ve anlatımsal anlamdaki benzerleri bu değişim sürecini özetlemeye yeterlidir. 2000’ler ile birlikte ise Mecha türünün geçen onyıllara oranla ticari açıdan daha riskli projeler olarak nitelendirilmesinden ötürü TV’deki Mecha sayısında bir ara yaşanan ani düşüşle birlikte yaşanan moeshit enfelasyonu göstermiştir ki Mecha serileri daima o sezonun kalite ve çeşitliliğini belirlemekte, Mecha serileri azaldıkça bu o sezonun yapısını çatırtacak kadar boş mainstream’lere kaymaktadır. Son 2 yıl için konuşursak neyse ki Mecha serileri açısından sayıca gayet tatmin edici bir dönem geçirdiğimiz söylenebilir. Aslında konuyu buradan bile Knights of Sidonia’ya bağlayıp bu seriyi neden izlemeniz gerektiğiyle ilgili bir yazı formatına da dönebilirdim ama sözüm olsun, sadece bu konuyla ilgili ayrı bir yazıyı ileride size sunmaya gayret edeceğiz.

Mecha serileri 70’lerde Go Nagai’in TOHO için yaptığı Mazinger ve takipçileriyle tür haline geldiğini söylemiştik. Öte yandan Robert A Heinlein’in özel zırhlı askerlerin aşırı evrimleşmiş böceklere karşı verdiği savaşı, bakış açısına göre gerek militarist gerekse anti militarist şekilde anlatan Staship Troopers romanı ile onun ruhani kardeşi olarak nitelendirilebilecek bir başka bilimkurgu romanı olan Joe Haldeman’ın Forever War’ının, ilkin sadece ilham kaynağı bol, orijinalliği düşük uzay epiği Star Wars’la birlikte Japon yönetmen ve yazar Yoshiyuki Tomino tarafından özümsenmesi ile türün deconstruction’u sayılabilecek Mobile Suit Gundam 1979’da ortaya çıktı ve bu yazıyı yazma sebebimiz tüm Anime sektrünün tıpkı tüm tiyatrocuların Godot’un ceketinin cebinden çıkmış olmaları gibi Anime’lerde yetişkin diline yönelik tüm kurguların ve Anime’in sektör haline gelişinin de bu seriyle başlamış olduğunu az biraz anlatabilmek.

1979’daki ilk seri yapımcılarca çok boyunduruğa alınır ve Tomino daha en baştan ana konseptteki bir çok yapmak istediği şeyi yapamaz. Dahası zaten o dönemde halihazırda varolan furyaya uygun bir seri görüntüsü vermediğinden tümden isteksiz davranan yapımcıları çekebilmek için prodüziyondan yüzde kabul etmeyeceğine dair bir anlaşma metni hazırlayıp verir. Tomino’nun amacı insanlara şu yada bu şekilde bu seriyi izletebilmektir. Serinin konusu çok ama çok özet geçerek kısaltmak gerekirse, kaynakların tükenmesiyle birlikte insanlığın sonunun gelmesini engelleyebilmek için uzay kolonileşmesine gidilmesiyle başlayan ve ve insanın kendi türüne yabancılaşmasıyla devam eden evrim, savaş ve umut hikayesidir.

I. ve II. Dünya Savaşlarından İsrail ve Filistin arasındaki kan davasından, daha öncesinden Yüzyıl Savaşlarına dek uzanan birçok sürece doğrudan göndermelerde bulunan, din, kültür, ırk ayrımcılığı, politik güç çıkarcılığı veya sadece insanın kendi türüne olan güvensizliğinden doğan sebeplerle savaşı lanetleyen yapım öte yandan realist şekilde insan varoldukça savaşın da varolmasının kaçınılmaz olduğunu, savaşın doğrduğu nefret süreçlerini ve savaşın dişlileri olarak ortaya çıkan çıkarcı özel şirketleri göstererek yansıtır.

Seri, “400 bölüm izle, valla açılıyor” diye size anlatılan yığınla yapımı utandıracak şekilde 6-12 bölümlük miniserileriyle bile sizi birçok yerde duygulandıracak ve sarsacak olaylar içeren, başrol karakterlerin kinder süpriz yumurtadan çıkar gibi Mecha tugayları bulup komuta etmediği, topçu, hava ve lojistik desteklerinin öneminin yanısıra yeri geldiğinde cephe gerisi casusluk ve propoganda faaliyetlerinin bile savaş koşullarındaki önemini göstermekte, başrol kahramanlarının bile sakat kalabildiğini, delirebildiğini ve hatta ölebildiğini göstererek bir savaşta ise hiçkimsenin dokunulmazlığının olmadığını sert şekilde göstermektedir.

Gundam ile ilgili sayfalarca yazı yazabilirim, neden izlenmesi gerektiği ya da neden bu seriye atılan iftiraların kanınıza dokunması gerektiği hakkında. Öte yandan araştırma işini birkaç ipucu babından link bırakmanın ardından size iade etmenin tarafsızlık olarak daha doğru olacağını düşünüyorum.

Gundam ile ilgili tüm külliyatı bakabt.me ‘den edinebilirsiniz.

Altyazısız anime izleyemiyor ya da terminolojileri ingilizce okurken zorlanıyorsanız Türkçe altyazı takibini animemangatr.com’den yapabilirsiniz.

Son olarak “nereden başlayayım buna?” tarzı sorular için de klasik ekol evren hiyearşisi bu:

Bu gruba üye olarak da konuyla ilgili seçkin ve yardımsever insanlardan oıluşan bir gruba da katılabilirsiniz.

Yazının başlarında Mecha’nın neden ülkemizde aşağılanmasının aslında ne kadar yadırganması gereken bir durumken tam aksine kabullenilmesine ilişkin duruşumuzu biraz açıklamak istedik. Kısaca da olsa vermiş olduğumuz örnek türün en seçkin yapıtı olarak nitelendirilebilecek Gundam oldu. İzlemek için bir şans vererek aslında bu türün ne olduğu ve neyi anlattığı, atarlı ergenlerin neden namus belasına övdükleri birkaç overrated yapıt haricinde bu türden nefret etmelerinin aslında ne yöne yorulmasını, Gundam göndermeli Anime’ler, diziler ve oyunların bolluğunu neye yormamız gerektiğini, bu yıl sonu 2 TV serisi ve ilk serinin Remake’i olan bir OVA serisinin ne ifade ettiğini, daha doğrusu ilk işaretleri de verildiği üzere ileride Legacy-Sunrise işbirliği ile yüksek bütçeli bir Gundam sinema filmi gelirse bir anda patlayacak çakma hayran enfelasyonuna nerenizle gülmeniz gerektiğinin tabirini ise sizlere bırakmak isteriz.
Dipnot: “Uğraşmışsın koymuşsun ama sebebi yok işte/zaten çok fazla izlemedim, sevmiyorum ben Mecha” türü bir yorum yapacak olursanız bizim eleştirdiğimiz genellemeye dahil olacağınızı da üzüntüyle belirtmek isteriz
Reklamlar

Mecha Üzerine” üzerine 2 düşünce

  1. Bence boşuna yazmışsınız.Mecha sevmeyen hiçbir zaman sevmez.Mecha’nın ne olduğunu biliyorum ve sevmiyorum.Ne gundam,ne evangelion,ne gurren lagan severim,bilim kurga sadece star wars izlerim onu da çok sevdiğim söylenmez.

  2. sevgili “sadasdasdasd” kardeş. burada asıl sitem edilen nokta da zaten şu andaki tavrın. her birini genelleyip “mecha sevmeyen zaten tekrar baksa incelese bile sevmez.” tarzı bir yorum bence çok boş ve ciddiyetsiz. zira o saydığın serilerin tek ortak noktası büyük, kullanılabilen robotlar içermesi. onun dışında herşeyleri farklı, hitap ettikleri kitleden tut verdikleri mesaja kadar. ttgl “bilim-kurgu” bile değil. şimdi bunlara bakmadan “içinde robot varsa kötüdür” diye bir şeyi birileri herhangi bir ortamda ortaya atıp sonra da milleti soğuttu mu ip kopuyor.

    burada tabii ki millete zorla izletemeyiz, zaten konu o değil. konu milletin araştırmadan, ilgilenmeden, bilgilenmeden atıp tutması. dert de o kişilere olayın aslını gösterip mecha izletmek değil, gereksiz yere boş konuşmalarını engellemek ve ortamın en azından kalitesini arttırmaya çalışmak.

    olabilir, robot konseptini sevmiyor olabilirsin, benim sevmediğim türler var, hamit ustanın da var yükselcanın da var. ama buradaki asıl fark ben hamit veya yükselcan’ın sevmediği bir türü direk olarak genelleyip “kötü yæ” diye geçiştirdiklerini görmemiş olmam. yeri geldi mi kalitesiz bir yapımı eleştiriyorlarsa bunu mantıklı sebeplere dayandırıp ortama bir şeyler katma adına yapıyorlar, bok atma veya genelleyip kanseri yayma adına değil.

    yapıcı olup ortama pozitif bir şeyler katmanın gerektiğini düşünüyorum. “mecha sevmeyen hiç sevmez.” yerine mantık ve yapıcı olma çerçevesiyle mecha janrasının içinde bulunduğu kısır döngülerden dem vurarak bir yazı yazıp “bu yüzden mecha’yı sevmiyorum ve insanların da sevmeyeceğini düşünüyorum” kilit cümlesiyle noktalasaydın ortama güzel bir inceleme, tespit ve yazı sunmuş olacaktın dostum, ben de çıkıp bu yazıyı yazacağıma “iyi güzel yazmışın kardeş haklısın ancak şöyle ki;” diyip kendimi savunacaktım, fikir tokuşturacaktık, ortaya güzel bir şeyler çıkacaktı.

    yakıştı mı şindi boncuk gözlerine?

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s