Otajournal 十九

Uyku düzenimi iyice bozmuş olduğum için Okayama’daki son günümüzde, kargalar kahvaltısını etmeden saat sabahın 6’sında ayaktaydım. Yatağa yayılmış bir şekilde telefonla, Japonya için yavaş sayılabilecek 34Mbps public otel internetinden Facebook’a göz gezdirip millete laf atıyordum. (Türkiye’de vakit henüz önceki günün gece yarısı olduğu için “uyusana olm hehe” tarzı saçma sapan şeyler. İşsizlik başa bela.) Buradaki grup arkadaşlarımdan biri de benim gibi sabahın bu saatinde online’dı, biz de hayatsız otakular gibi internette takılmak yerine buluşma saati gelene kadar şehri gezmeye karar verdik, ne de olsa burada geçireceğimiz son günümüzdü ve yarın hiçbir erteleme olmadan ilk iş Higashihiroshima’ya doğru yola koyulacaktık. Öküz gibi aç olduğumuz için kahvaltı etmek için güzel bir yer bulma fikriyle otelden ayrıldık, “sabahın köründe ne iyi gider, ne yersek karnımız doyar” derken şehir merkezinde bir McDonald’s bulduk ve düşünmeden daldık. Sadece sabahları çıkan özel Sausage McMuffin isimli hamburgerden, tanesi ¥100 gibi ucuz ötesi bir fiyata geldiği için de görmemişler gibi adam başı üçer tane sipariş ettik. Yobaz Türkiye’de de McDonald’s aynı hamburgeri çıkarıyor mu bilmiyorum ama bu mükemmel tadı sığır etiyle bir taraflarını yırtsalar yakalayamazlar, söyleyeyim. Hamburgerleri ikişer ikişer mideye indirdikten sonra merkezde biraz daha gezmemizle birlikte hemen hemen bütün mağazaların kapalı olduğunu biraz geç de olsa fark ederek (e saat 6, bi’ zahmet) arka sokaklardaki bambaşka şehri keşfe çıktık. Takeshi Kitano posterleriyle süslü, koridor gibi dar bir sokak arasından diğer tarafa geçtik ve Okayama’nın ferah bir banliyösüne ulaştık. (Banliyö falan değildi aslında da, merkezden biraz uzak olduğu için öyle bir atmosferi vardı.) Bu bölgede bolca bulunan jinjaları arkamıza alarak selfieler çektik, etrafta gördüğümüz değişik jidouhanbaikilere meraklı meraklı göz gezdirdik; direkt baka gaijin modundaydık yani. Bir süre sonra ana caddeye ulaştığımızda kendimizi gördüğümüz ilk konbini olan Family Mart’a attık. (Konbini bağımlılığı diye bir şey var bence, sokakta olup da uzun süre konbini’ye uğramayınca rahatsız hissediyor insan kendisini.)

Buluşma saatimiz gelene kadar iki kişi lobide takıldık, otele özel bedava dondurma ve içecekler canımızın sıkılmasını engelledi. Her ne kadar geldiğimiz ilk gün dışında dondurmalara dokunmamış olsak da, ruh halimize göre bedava kahve veya kola iyi gidiyordu. (Hele bir de Calpis yok mu, ah Calpis, bebeğim…) Kararlaştırdığımız saat gelip herkes toplandıktan sonra, Okayama kalesi, Kourakuen ve Kurashiki’ye gitmek üzere bir kez daha biricik otelimizi yalnız bıraktık. İlk hedefimiz Okayama kalesiydi -ki Kourakuen de bir nevi kalenin arka bahçesi sayılıyor-. Yer yol bilmediğimiz için önümüze gelene sora sora olsa da kaleyi kısa bir süre içerisinde bulduk. Beni kaleden daha çok etkileyen de hemen yolun üzerindeki kütüphane oldu. Etrafı dev bir süs havuzuyla çevrili bina, Türkiye’nin en büyük (ve en iğrenç) şehrindeki devasa AVM’lerden bile daha muazzam olmasına rağmen sadece ve sadece kütüphane vazifesiyle iş görüyordu. Tahminimce sadece o binadaki kitaplar bile az önce bahsettiğim şehirde yer alan (hatta kimse okumadığı için “yer kaplayan”) kitaplardan kat kat daha fazladır. Her neyse, cayır cayır yanan güneşin altında binbir zahmetle pek de ihtişamlı olmayan kalenin çevresini üstünkörü turladıktan sonra (içeri girmek paralıydı, fakiriz biz), sıcağa yorgunluğun da karışarak verdiği tepkimeyle Kourakuen’e gitmek için nazlanmış olsak da, bahçenin kapısından içerideki manzarayı görür görmez enerjimiz yerine geldi, tek kelimeyle anlat deseler seçeceğim kelime “Shire” olurdu. (“Şire” değil, “şâyır” olan) Gerçekten benzerlik muazzam. Sadece daha güzeli.

Kourakuen’de bayağı bir vakit harcadık. İçinde park, koi havuzları, ayak sokma suyu, çayevleri, çeltik tarlaları, hayvanat bahçesi ve çiçek bahçeleri olduğu için hepsini gezmek bayağı vaktimizi aldı ama gerçekten her saniyesine değdi. Dev arazide gezmeyi bitirip gazımızı aldıktan sonra arka kapıdan çıkarak Middle Earth’ten kurtulduk ve kendimizi tekrar Okayama sokaklarında bulduk. Sırada daha Kurashiki olduğu için Okayama’da fazla zaman harcamadık ve artık bilet alma sistemine iyice alıştığımız tren istasyonuna giderek Kurashiki’ye doğru yola koyulduk. Kurashiki, Okayama’ya bağlı küçük bir şehir. Şehir diyorum, çünkü sırf bağlı bulunduğu daha büyük bir şehir bulunduğu için buraya ilçe dersem, bizdeki ilçelere mahalle demem gerekir, köy bile değil. Trenden indiğimiz gibi istasyonun dibindeki Shounen Jump Store’a girdik. Orada Gintama’dan Shinsengumi temalı bir uçlu kalem dışında bir şey almadım. Mainstream seriler dışında pek ürün olmadığı için mekanın hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim ama Naruto-Bleach-One Piece sevenler için cennetten öte bir yer. Burada da kısa bir süre oyalandıktan sonra Kurashiki’nin dükkanlar mahallesine gittik. Dükkandan kastım turist kazıklamak için satılan anahtarlık, oyuncak, tişört, şapka tarzı şeyler satan küçük işletmeler. Burada da bayağı alışveriş yaparak bir güzel kazık yedikten sonra karnımız doydu ve Kurashiki maceramızı sonlandırarak önce Okayama’ya sonra otele geri dönerek günü bitirmiş olduk.

Ertesi günle birlikte sonunda Okayama’dan ayrılma vaktimiz geldi çattı, sabahın köründe check-out yaptık ve elde bavullar sırta çantalar, shinkansen’e binmek üzere tren istasyonuna gittik. Bu sefer bineceğimiz shinkansen Kodama’ydı. Dışı Nozomi’den daha farklıydı ama iç dizaynında gözle görülür bir değişiklik farkedemedim. Yaklaşık bir buçuk saat süren sakin yolculuğun ardından, Higashihiroshima’ya ulaştık.

Geçen bölümün sonunda, bu yazıda Higashihiroshima’ya da yer vereceğimi söylemiştim ama bayağı üşendim şimdi. Pek ilginç değil zaten, Japonya’da geçirdiğim 20 günlük süre içerisindeki en talihsiz günlerdi. Bu yazıyı da daha fazla gecikmemesi için yazdım hatta, bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Reklamlar

Otajournal 十九” üzerine bir düşünce

  1. Yazdığın iyi olmuş bunları, ben çok üşenmiştim yazmaya çünkü 😀 unutmam böylece.

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s