Otajournal 十八

Osaka’dan bindiğimiz trenden inip Okayama istasyon önü meydanına (?) ilk bakışlarımı attığımda, başıma Warner Bros çizgi filmlerindeki 100 tonluk örslerden düşmüş gibi hissettim; geçen sene bizim okulda ryuugaku yapan Japon bir arkadaşımız Okayamalıydı ve bize bu şehirden bahsederken inaka (taşra) olduğunu söylüyordu, fakat bu inaka bile Türkiye’nin en modern şehri İstanbul’un (AHAHA) en “modern” görünüşlü bölgesinden dahi bir 20 yıl ileride gözüküyordu her açıdan. Burada da ilk gün Osaka’da yaptığımız gibi çantalarımızı alelacele otele bırakarak dışarı çıktık. İlk durağımız BIC CAMERA isimli devasa teknoloji merkezi oldu. Burada birkaç saat geçirerek telefonumun şarj aleti için priz dönüştürücü, birkaç Moncolle Pokémon figürü ve çok uygun fiyata PlayStation Vita ile 2-3 oyununu satın alıp çıktığımda hava hâlâ aydınlıktı, ama ayaklarımın durumu tekrar kötüleşmişti ve bu yüzden grubun geri kalanı izakayaya giderken ben otele dönmek zorunda kaldım. Osaka’daki üç kişilik odanın akisne bu sefer iki kişi kalacağımız odamda o an tek başıma olduğum için yatağa yayılarak sıkılana kadar yeni aldığım Vita’da Final Fantasy X oynadım, daha sonra televizyonda Japonca dublajlı tarihi iğrenç bir Kore draması izlerken uyuyakaldım. Uyandığımda saat gecenin bir yarısı olmuştu ve bizimkiler otele dönmüştü, gözetmen hocamız benim iyileşmeyen ayaklarımın durumundan kıllandı ve bütün ısrarlarıma rağmen hastaneye götürdü. Saat gecenin üçü olduğu için gittiğimiz ilk hastanede sadece çok acil ve ağır yaralanma durumlarıyla ilgileniliyordu, o yüzden bizi oradan başka ve özel bir hastaneye yönlendirdiler. Orada sıra beklemeden direkt bizimle ilgilenilmesi için başarılı bir “Japonca bilmeyen baka gaijin” taklidi yaptıktan sonra sıra alabildik ve muayene oldum. Korkulacak bir şey yokmuş, lastiklerini aşırı sıktığım sandaletler uçakta basıncı da yiyince ayaklarımın ağzına sıçmışlar. Bu basit muayene ve teşhis için yaklaşık ¥10,000 girdikten ödedikten sonra rahatlayarak otele geri döndük. Dönmeden önce de konbini’ye uğrayıp hazır sandviç aldım ve erotik dergilere yandan bir bakış fırlattım. Yine de en azından havalı bir hastane kartım var artık, bir iki sene sonra Okayama’da ryuugaku yaparsam işime yarayacak. Muhtemelen.

İkinci gün bizim gruptakiler Okayama üniversitesini ziyarete gittiler fakat benim ayaklar hâlâ domates gibi olduğu için ben otelde kalmak zorunda kaldım. Sıkışık ve yoğun programdan kaytarmak gibi gözükse de oldukça rahatsız edici bir durum. Bir süre televizyon izledikten sonra, karnımın gurultusuyla pembe bulutların arasından düşerek otelin hemen karşısındaki konbini’den yiyecek bir şeyler almak için odayı otel terlikleriyle terk ettim, tekrar o sandaletleri giymeye hiç niyetim yoktu. Hatta hazır çıkmışkenayaklarımın ırzına geçen sandaletleri çöpe atıp yeni bir ayakkabı veya terlik almaya karar vererek soluğu yakındaki küçük bir kıyafet dükkanında aldım. Buradaki tek görevli, giyim tarzı Kyary’e benzeyen portatif bir kızdı, dükkanda erkek ayakkabısı satmadıklarını söyleyerek beni iki sokak ötedeki diğer şubelerine yönlendirdi. Oraya gidip gözüme kestirdiğim ortopedik Alman malı terliklere ¥20,000 baydığım için hâlâ pişman olsam da, kendilerinden gayet memnunum. Terlikleri aldıktan sonra da asıl dışarı çıkma amacım kafama dank etti ve konbini’den körili Cup Noodle ile dango alıp otele geri dönme vasıtasıyla günü bitirdim. O günün geri kalanı, ayaklarım yüzünden dışarı çıkamadığım için otel odasında oyun-küvet-televizyondan ibaret olduğu için yazacak pek ilginç bir şey yok.

Ertesi gün ayaklarımda az biraz iyileşme olduğu için bu sefer otelde kalmayı reddederek sonunda gruba katıldım. Sabah lobide Fransız tostlarımızı yedikten sonra (tost most değil gerçi, bildiğin şekerli yumurtalı ekmek, tost diye kakalıyorlar) hocamızın akupukturcu bir arkadaşının evine gitmek üzere otelden ayrıldık. İlk defa geleneksel bir Japon evine konuk olmuştum. Yerde kurulmuş sofranın başında seiza şeklinde oturup ardı arkası kesilmeyen Japon mutfağı yemeklerini mideye indirdikten sonra, evin yaşlı annesi hepimize çeşit çeşit hediyeler verdi. Hediye dediğim de üzerinde Okayama yazan buzdolabı magneti tarzı ucuz şeyler değil; 50-60 yıllık porselen sake bardakları mı dersiniz, satın almaya kalksanız en az 400 lira tutacak büyükçe bir samurai zırhı maketi mi dersiniz, bir shinto rahip tarafından üzerine shodou yapılmış eski ama sağlam bir yelpaze mi dersiniz… Hediyelerin bazıları kadar değerliydi ki, kendimize kabul etmek yerine bölümde sergilemeye karar verdik. (Muhtemelen.) Herkesin göz koyduğu bahsettiğim yelpaze de toplu janken sonucu bana kaldı, heheh. Hediye faslı da bittikten sonra, akupunkturcu abimiz benim şişen ayakları merak etti ve küçük bir iğneli tedavi seansı uyguladı. Şimdiye kadar bu tarz işleri safsata olarak görüyordum ama tedaviden sonra gerçekten de şişler birkaç saatte şak diye tamamen iniverdi. Teşekkürlerimizi edip evi terk ettikten sonra, şehri gezmeye karar vererek LOFT’a gittik. Burada bir süre alışveriş yaptıktan sonra (ben önüme gelen Japonla sohbet etmekten bir şey alamadım) hayvan gibi yorulan bir kısmımız otele döndü, ben ve benim gibi canına susamış bir arkadaşım da taiyaki yemeye gittikten sonra biz de geri döndük. Otelde bir süre her zamanki tembellikleri yaptıktan sonra, hava kararınca Okayama’daki son izakaya (ve benim için ilk ) macerasını yaşamak için bir kez daha yola koyulduk. Izakaya ortamı gerçekten muazzamdı, bizim yerleştiğimiz odada eski senpailerimiz, hocamızın arkadaşı olan bi karateci, şirket sahibi şişko bi abi, bir de dansözlüğe merakı olan bir Japon abla vardı. O neşeli ortamda Umeshu ve Highball içe içe, zamanın nasıl geçtiğini fark edemeden otele geri dönme saati geldi çattı ve o günü de tamamlamış olduk. Ben hayatımda bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum yalnız.

Bu yazıya da noktayı burada koyalım. Bir sonraki bölümde Okayama’daki son (ve en dolu) günüm ile Higashihiroshima/Saijou maceralarıma yer vereceğim. Öptüm.

Reklamlar

Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s